Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, icra hukukunda usul güvenliğini sağlayan emsal niteliğinde bir karara imza attı. Karara göre; icra dairesi tarafından gönderilen bir tebligat usulsüz olsa bile, icra müdürü bu işlemi kendiliğinden (re’sen) iptal edemez. Hatalı işlemin düzeltilmesi için borçlunun bizzat İcra Mahkemesi’ne başvurması şart.
İcra takiplerinde sıklıkla yaşanan “usulsüz tebligat” tartışmalarına Yargıtay son noktayı koydu. Bir tebligatın PTT memuru eliyle yapılmış olması, sorumluluğun PTT’de olduğu anlamına gelmiyor. Yargıtay, tebligat işleminin asıl sahibinin işlemi başlatan “İcra Dairesi” olduğunu vurgularken, hataların düzeltilme yöntemini de net bir çizgiyle ayırdı.
Kararda (HGK, E:2018/12-255, K:2021/1724), tebligat sürecinin hukuki niteliği detaylandırıldı. PTT veya memurun sadece bir “vasıta” olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Tebliğ PTT vasıtası ile yapılmış olsa bile, bu işlem PTT’nin değil tebliği çıkaran merciin (İcra Dairesinin) işlemidir. Zira PTT, bu işlemi daire adına yürütür.”
Kararın en çarpıcı noktası ise icra müdürlerinin yetki sınırına dair oldu. Yargıtay, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 16. maddesine atıfta bulunarak, icra dairelerinin kendi hatalı işlemlerini düzeltme yetkisinin bulunmadığını belirtti.
Yani bir İcra Müdürü, gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini fark etse bile, “Bu tebligat geçersizdir” diyerek işlemi iptal edemez veya yok sayamaz.
Yüksek Mahkeme, tebligatın muhatabı olan borçlunun haklarını korumakla birlikte, bu hakkın kullanımı için kesin bir yol gösterdi: Şikayet Yolu.
Karara göre;
Bu karar, icra takiplerinde borçluların “Nasılsa tebligat yanlış, memur düzeltir” diyerek beklemesinin hak kaybına yol açabileceğini gösteriyor. Usulsüz bir tebligatla karşılaşan vatandaşın, icra müdürlüğünden düzeltme beklemek yerine, derhal İcra Mahkemesi nezdinde şikayet davası açması gerekiyor. Aksi takdirde, icra müdürü işlemi iptal edemeyeceği için takip kesinleşebilir.
Tebliğ çıkaran merci, tebliğ işlemini PTT veya memur vasıtasıyla ya da istisnai hâllerde doğrudan doğruya (vasıtasız) gerçekleştirir. Tebliğ PTT vasıtası ile yapılmış olsa bile tebliğ işlemi PTT’nin değil tebliği çıkaran merciin işlemidir. Zira PTT (veya memur) tebliğ işlemini tebliği çıkaran merci adına yapar. İcra tebliğleri, PTT veya memur vasıtasıyla icra dairesi adına yapıldığından icra dairesinin işlemlerindendir. Bu yüzden, icra tebliğine ilişkin şikâyet hakkı borçluya ait olup, icra müdürünce doğrudan doğruya göz önünde tutularak geçersiz sayılamaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesinde kanun koyucu, icra dairesinin işlemlerine karşı şikâyet yolunu öngördüğünden, icra dairesi yaptığı hatalı işlemlerini kendisi düzeltemez. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğü, borçlu tarafından İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yasal yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde şikâyet yoluyla ileri sürülmesi hâlinde incelenebilir. Tebligatın muhatabı, tebliğ yapılan şahıs olduğundan tebligatın yapılmadığı veya usulsüzlüğü de sadece muhatap tarafından ileri sürülebilir. Örneğin borçlu genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz olduğunu şikâyet (İİK m. 16/1) yoluyla icra mahkemesinde ileri sürebilir. Ödeme emri, icra dairesinin bir icra takip işlemi olduğu gibi, ödeme emrinin tebliği de icra dairesinin bir icra işlemidir. İcra işlemlerine karşı şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulabilecektir. İcra dairesinin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne karar verme yetkisi yoktur. (T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu T:21.12.2021, E:2018/12-255, K:2021/1724)